islami ve Dini Forum
Namazın fazileti ve hikmetleri - Baskı Önizleme

+- islami ve Dini Forum (http://islamalemi.org/Forum)
+-- Forum: Fıkh-i Meseleler (http://islamalemi.org/Forum/forum-fikh-i-meseleler)
+--- Forum: Namaz (http://islamalemi.org/Forum/forum-namaz)
+--- Konu Başlığı: Namazın fazileti ve hikmetleri (/konu-namazin-fazileti-ve-hikmetleri.html)



Namazın fazileti ve hikmetleri - irşad - 24-05-2016

NAMAZIN FAZİLETİ VE HİKMETLERİ


İbadetin en önemli maksadı, yüce Mevlâ’nın sevgi ve rızasını kazanmaya vesile olmasıdır. Sırf bu maksat bile bizim ibadetlerde başka gaye aramamızın önünü keser. Şu halde kul, Rabb’ine gönülden yönelmeli, ibadetlerini O’nun rızasını kazanmak için, halis niyetle yapmalıdır.
Bir gün Süfyân-ı Sevrî [kaddesallahu sırrahu], Râbia el-Adeviyye’nin, “Her kulun bir ölçüsü, her imanın bir hakikati vardır; senin imanının hakikati nedir?” diye sorduğunda, Râbia,
“Ben, Allah’a O’ndan korktuğum için ibadet etmiyorum. Böyle olsaydı, sahibinden korktuğu için çalışan hizmetçi gibi olurdum. Ben, O’na cennet sevgisiyle de ibadet etmiyorum. Böyle olsaydı, sahibi kendisine bir şey verince çalışan kötü hizmetçi gibi olurdum. Ben, Rabbim’e ancak O’nu sevdiğim ve kendisine kavuşmak istediğim için ibadet ediyorum”[b][1]diye cevap vermiştir. [/b]
Bedîüzzaman Said Nursi de [rahmetullahi aleyh] bu konuda,
“İbadet ve duanın sebebi ve neticesi emir ve rıza-i ilâhîdir, faydası uhrevîdir. Eğer namazdan, ibadetten dünyevî maksatlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz faydasız olur”[b][2]demiştir. [/b]
Bedenini beslemeye, onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorsun. Ruhunu beslemek için de çalış!
Bedenini beslemek, onun ihtiyaçlarını gidermek için bir sanat öğrendin; bir işin var, bir mesleğin var. Ruhunu beslemek için de din sanatını öğrenmeye çalış![b][3][/b]
Hz. Mevlânâ
Niçin Namaz?
Kulun yapmakla mükellef olduğu ibadetlerin başında namaz gelmektedir. Çünkü namaz Allah’ın verdiği sayısız nimetlere karşı bir şükür olmak üzere farz kılınmıştır. Namazın insana pek çok faydası vardır. Ancak namaz, her şeyden önce sırf Cenâb-ı Hakk’ın emri olduğu için yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Kur’an’ın birçok âyetinde bu emir, “Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde geçmektedir. Allah’ın [celle celâluh] emrini yerine getirmek için kılınan namaz insana, yüce Mevlâ’nın sevgi ve rızasına kazandırır. Namazın asıl gayesi de budur zaten.
Kelime-i şehadet getirerek iman dairesine giren her müslüman, İslâm’ın beş şartından biri olan namazı kılmakla yükümlüdür. Oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmek de namaz gibi İslâm’ın şartlarındandır. Ancak bunların yerine getirilmesi belli şartlara bağlanmıştır. Oysa namaz böyle değildir. O aklî dengesi yerinde olmayan kimse dışında bulûğ çağına eren her müslümana farzdır. Öyle ki fıkıh âlimleri elleri ve ayakları kesilmiş, yüzünde da yara olan kimse hakkında, “Abdest ve teyemmüm almaksızın namazını kılar ve (yüzü iyileştiğinde de) namazını iade etmez”[4]demişlerdir.
Görüldüğü gibi diğer bazı ibadetlere has kılınan şartlar, namazda aranmamaktadır. Namazı akıllı ve bâliğ olan her müslüman kılmak zorundadır. Bu onun üzerine bir farzdır.
Bu nedenle Allah dostları namaza büyük önem vermişlerdir. Kendilerinden nasihat isteyenlere ilk nasihatleri, “Namazlarınızı kılın, onu ihmal etmeyin” olmuştur.
Gavs-ı Sâni hazretleri [kaddesallahu sırrahu] bir sohbetinde,
“Tarikat, şeriatın üstünde kurulmuş takva makamıdır. Şeriatsız tarikat olmaz. Bir evin yapımında temelde kullanılan demir ve beton eksik olursa bina sağlam olmaz, çabuk çöker. Tarikatın temeli de şeriattır. Temeli sağlam olmayan tarikat ehli de çabuk yoldan çıkar. Bir kişinin müslüman olması için ilk önce kelime-i şehadet getirmesi gerekir. Ondan sonra imanın şartlarını kabul etmesi gerekir, ondan sonra da İslâm’ın beş şartını yapması lazımdır. Bunlardan hac, zekât, oruç belli şartlara bağlanmıştır. Ama namaz âkıl bâliğ olan herkesin üzerine farzdır. Herkesin her şartta yapması gereken bir ibadettir. Yapılmazsa çok büyük cezası vardır. Bazı âlimlere göre beş yüz, bazı âlimlere göre yetmiş bin yıl cezası vardır. Kişi hasta olsa, hareket edemeyecek olsa bile ima ile de olsa, namazını kılmak zorundadır” [5]demiştir.
Hatta Hz. Âişe validemiz bir gece Allah Resûlü’nün kendisinden izin alarak ayakları şişinceye kadar ibadet ettiğini görüp de,
“Ey Allah’ın Resûlü, Allah senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışladığı halde niçin bu kadar kendini ibadete zorluyorsun?” dediğinde Allah’ın Resûlü [aleyhissalâtü

Not: Yazının devamı ekte sunulmuştur indirip okuyabilirsiniz şifreli dosyalarda salt okumayı tıklamanız gerekiyor


[1]   Siraceddin Önlüer, Kalp Âlemi, İstanbul: Semerkand Yayınları, 2009, 1/163.
 
[2]   Said Nursi, Emirdağ Lâhikası, İstanbul, 2006, s. 31
 
[3]   Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2002, 2/453.
 
[4]   Şürünbülâlî, Nûrü’l-Îzâh, s. 43.
 
[5]   Hasta olan bir kimse, namazda rükû ve secdeyi yapmaya gücü yetmezse, namazını oturduğu halde ve ima ile kılar. Yani, başı ile işaret ederek kılar ve başını secde için rükûdan biraz daha aşağı eğer. (Başı ile ima yapmaktan) âciz olan hastanın, gözü ile kalbi ile kaşı ile ima etmesi câiz olmaz. Ebû Yûsuf’tan gelen bir rivayette ise, hasta olan kimsenin gözü ile veya kaşı ile imâ etmesi câizdir. İmam Züfer ise, o kimsenin kalbi ile ima etmesini de câiz görmüştür. İmam Şâfiî’nin görüşü de bu yöndedir. (bk. İbrahim Halebî, Halebi Sagîr, s. 168).