avatar
Kayıtlı Kullanıcılar
Kayıt Dışı Kullanıcılar
Kayıt ol


Hoşgeldiniz!
Forumun tüm özelliklerinden faydalanabilmeniz için sadece 30 saniyenizi ayırarak ücretsiz üye olabilir ve sitemizin tüm özelliklerinden sınırsız yararlanabilirsiniz.
Hemen Üye Olmak İçin Tıklayın.

kapat
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İslam' da Kadının Yeri
#1
Photo 
search?q=islamda+kad%C4%B1n&espv=2&biw=1...hXrQJxM%3A
Kadının İslâm daki yeri, feminizmin yayıldığı 20 nci asra kadar herhangi bir problem oluşturmamıştır. Gerek Kur'ân†ı Kerim e, gerek Peygamber Efendimiz in uygulamalarına, gerekse İslâm tarihine baktığımızda, her zaman, her yerde karşılaşılabilecek, fertlerin hatasından kaynaklanan bir takım suistimaller dışında, kadının en muallâ mevkii İslâm la kazandığı görülür. Nasıl, anne†babanın ayrı bir ihmale, daha başka insanî değerlerin başka bir ihmale uğradığı, aile hayatının ve toplumda gerçek sevgi ve saygının büyük çöküntü yaşadığı modern çağlarda Anneler Günü, Babalar Günü gibi bir takım merasimvari günlerle anne ve baba hatırlanmaya çalışılıyorsa, aynı şekilde, kadının da, sanki toplumda ve ailede ayrı bir varlık gibi ele alınıp değerlendirilmesi, bir takım maksatlar dışında, esasen kadının İslâm dışı toplumlarda uğradığı haksızlığı gösteren bir vakıadır. Yoksa İslâm tarihinde ve toplumlarında böyle bir problem yaşanmamış, bu da, pek çok modern problem gibi ithal eseri olarak İslâm toplumlarına sirayet etmiştir.

Değerlendirme hataları ve adalet, eşitlik, aynılık 

İslam ın kadına tanıdığı mevkii anlamak için, aslında ona İslâm dan önce ve sonra başka toplumlarda nasıl davranıldığına bakmaya da gerek yoktur. Bazı Müslüman yazarlar, belki karanlığın yanında aydınlığı, menfinin yanında müsbeti daha parlak gösterme maksadıyla böyle bir yaklaşımda bulunuyor olsa da, bu tavır, bazılarında özür dileyici bir bakış açısını da yansıtabilmektedir. İslâm, bütünüyle mükemmellikler dini olarak, her meselesinde olduğu gibi, kadın konusunda da, başka sistemlerle karşılaştırma yapılarak tezkiye edilme ye asla muhtaç değildir. İslâm ın herhangi bir hükmünün vurulacağı bir mihenk kimsenin elinde yoktur. Bütün başka düşünce ve sistemler ancak İslâm karşısında ifade ettikleri değerle kıymet kazanırlar.

İslâm la ilgili diğer meselelere olduğu gibi, kadın konusuna da parçalı bir yaklaşım, bu hususta yapılan hatalardan bir diğeridir. İslâm, kendi içinde bir bütündür ve onun her bir unsuru, bu bütünün içinde ve onun hem bütünle, hem de onu oluşturan diğer parçalarla olan münasebetleri içinde değerlendirilmelidir. Yoksa, İslâm ın herhangi bir meselesini, başka sistemlerin terazisinde, onların hakim olduğu bir zeminde tartmaya kalkmak, İslâm a vurulabilecek en büyük darbelerdendir.

Günümüzde kadın konusu ele alınırken düşülen tuzaklarda biri de, kadın†erkek eşitliği iddiasıdır. Birbirinden aynı anda farklı olan iki şey, o anda birbiriyle eşit olamaz. Ne kadın erkeğin, ne de erkek kadının eşitidir. Birbiriyle aynı olmayan iki şeyi birbiriyle eşitlemek, elmalarla armutları toplamak gibidir. Kadın ile erkek birbirinin eşiti değil, karşılıklı üstün olan ve olmayan taraflarıyla, toplumda, hayatın bütününde ve ailede vazife, sorumluluk, yetki ve haklar açısından birbirini tamamlayan yanlarıyla, bir yap†boz u oluşturan iki parça gibi birbirine geçmelerle bir bütünü meydana getiren iki parçadır. Bu bakımdan, önemli olan, eşitlik değil, her iki cinse de, fizyolojisinin, psikolojik yapısının, aile ve toplum bütünlüğü içindeki işbölümünün gerektirdiği sorumluluğu vermektir. Veya, gerçek eşitlik, meseleye böyle yaklaşmadadır. Diğer tür bir yaklaşım ise eşitlik değil, aynılıktır; bu da, adalet, hele kadına iyilik veya ona değer verme değil, zulümdür. Dolayısıyla, ne kadının hak ve sorumlulukları bütünüyle erkeğinkinin aynısıdır, ne de, erkeğinki kadınınkinin aynısıdır. Çünkü, kadının hakları erkeğinkiler ile aynı olsaydı, bu durumda kadın, erkeğin kopyası olurdu. 

İslam da kadının eşsiz ve diğer sistemlerde hiç benzerliği olmayan bir konumu vardır 

İslâm, din görünümlü bazı batıl inançlarda olduğu gibi, kadını şeytanın ürünü veya kötülüklerin tohumu olarak görmez. Kuran, erkeğe kadının egemen bir efendisi ve kadını da, erkeğin egemenliğine teslim olmaktan başka çaresi bulunmayan zavallı bir varlık olarak da yer vermez. Kadının içinde ruhu olup olmadığı sorusu hiçbir zaman ne İslâm da, ne de Müslümanlar arasında tartışılmış bir mesele değildir. Ayrıca İslâm, menşe itibariyle semavî bile olsa, bazı dinlerdeki gibi, insanın işlediği ilk günah tan ve onun cennetten çıkarılmasından da kadını sorumlu tutmaz. Kur'ân, bu konuda gayet açık olup, Hz. Âdem ile Hz. Havva nın o ilk sürçmeyi birlikte yaşadığını, hattâ sürçmede önceliğin Hz. Âdem e ait bulunduğunu ve sonra yine ikisinin birden tevbe ve istiğfarla Allah a yöneldiğini anlatır (Bakara/2:35†36; A raf/7:19, 27; Tâ†Hâ/20: 117†123).

İslam da kadının eşsiz, yeni ve diğer sistemlerde olmayan bir konumu vardır. Günümüzün demokratik toplumları bile, bu konuda İslâm dan çok çok geridir. Bu toplumlarda kadının o kadar imrenilecek bir konumu yoktur. O, hayatını kazanmak için çok sıkı çalışmak zorunda kalmakta ve bazen erkekle aynı işi yaptığı halde, maaşı ondan daha az olabilmektedir. Belli bir özgürlüğe sahip ise de, bu, daha çok arzularını tatmin özgürlüğüdür ki, böyle bir özgürlük, gerçek insan fıtratının, selim aklın, insanlığın değişmez edebî değerlerinin ve herhangi semavî bir dinin kabûl edebileceği tarzda bir özgürlük değildir. Ayrıca kadın, demokratik toplumlarda bugünkü bulunduğu konuma gelebilmek için on yıllarca, hattâ asırlarca çaba sarf etmiştir. Öğrenme, çalışma ve kazanma haklarını elde edebilmek için acılı kurbanlar vermek ve en tabiî haklarının, hattâ gördüğü ve görmesi gereken hürmetin bir çoğundan vaz geçmek zorunda kalmıştır. Konumunu ruh sahibi bir insan durumuna getirmek için çok ağır bedel ödemiştir. Tüm bu pahalı kurbanlara ve acılı çabalara rağmen onun, Müslüman kadının sahip bulunduğu kadınlığa yakışır haklara sahip olduğu söylenemez.

Bugün modern dünyada kadına tanınan haklar, öyle birden tanınmış haklar değildir. Bilhassa dünya savaşlarının getirdiği iş gücü sıkıntısı, geçinmek zorunda kalan erkeksiz aileler, ekonomik ihtiyaçların baskısı kadını iş dünyasına ve sokağa çıkmaya zorlamış, ama bu çıkışla birlikte kadın belki ekonomik bir özgürlük elde etmiştir ama, kendisinin bilhassa fizikî cazibesinden faydalanmak isteyen bir takım sermaye çevreleri için ise tamamen istismar mevzuu bir alet hâline gelmiştir. Piyasaya, pazara, eşyanın malî değerine katkıda bulunduğu ve erkeklerin nefsanî arzularına hizmet ettiği nisbette, dolayısıyla hayatının sadece bir anında surî ve sunî bir sevgi görmüş, hayatının her karesinde toplumdan, baba, kardeş, eş, evlât, bacı , anne ve nine olarak erkeklerden ve toplumun tamamından gördüğü ve yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı sevgi ve saygıyı büyük ölçüde yitirmiştir. 

İslâm ın kadın için tesis ettiği konum, onun fıtratına tam uygun olan konumdur 

İslâm ın kadın için tesis ettiği konum, onun fıtratına uygun, ona tam bir güvenlik veren ve onu küçük düşürücü şartlara karşı koruyucu mahiyettedir. Burada modern kadının konumunu ve onun hayatını kazanmak veya kendisini ispat etmek için aldığı riskleri detaylandırmaya ihtiyaç yoktur. Hattâ, İslâm da kadının konumunu tartışırken, kadın hakları kavramının bir sonucu olarak modern kadının içine girdiği kısır döngüleri ve özgürlük, haklar gibi, günümüz kadınının onuru olan kavramlardan dolayı yıkılmış bir sürü mutsuz ailenin durumunu da maksadımız doğrultusunda kullanmak niyetinde de değiliz. Bugün kadınların çoğu, özgürlüğü, kimseden izin almadan bağımsızca sokağa çıkmak, çalışıp kazanmak ve erkeğe benzemek şeklinde algılamaktadırlar. Fakat bu, üzülerek belirtelim ki, erkekle kadını aynı çatı altında mutlu kılan sıcacık aile yuvalarının çok defa yıkılması pahasına olmaktadır. Bu, tartışmaya bile değmeyecek kadar açık bir olgudur. Buna karşılık, İslâm ın kadına tanıdığı konum, modern dünyanın bütünüyle meçhulü olduğu gibi, daha da kötüsü, tam tersi bir algılama söz konusudur. Bu bakımdan, bu konumu madde madde özetlemek yerinde olacaktır:

1) İslâm, kadınla erkeği, insan neslinin çoğalmasında anne ve baba olarak temele oturtmuştur: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz sizi bir kadın ve erkek (çiftinden) yarattık ve sizi çeşitli milletler ve kabileler hâline getirdik. Ta ki, tanışasınız ve yardımlaşasınız... (Hucurat/49:13)

Bu temel yapıda kadının rolü, denebilir ki, erkeğin önündedir. Bu bakımdan, bu noktada ona tanınan hukuki haklar, erkeğinkinden asla geri olmadığı gibi, annelik gibi yaratılışın ona bahşettiği değer ve bu değerin getirdikleri, erkeğinkinden çok daha öndedir. 
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#2
Allah razı olsun kardeşim.

Kadın ve İslam olunca konu aklıma bir kaç soru geldi.

Kadınlar, Hayız (Adet) döneminde Vakit Namazı kılmazlar. Namaz onlara bağışlanır. Sonra bu Namazları kaza etmezler.
Yine Adet dönemlerinde Oruç onlara bağışlanmaz. Lakin tutamadıkları günler için Orucu sonra kaza ederler.

Hz. Aişe'nin naklettiğine göre; "Biz Resulullah döneminde âdet görüyor, ama o günlerde kılamadığımız namazları kılmakla emrolunmuyorduk. Tutamadığımız oruçlara gelince onları kaza etmekle emrolunuyorduk."

Bu işin sırrı, hakikati nedir?

Tefekkür madem ki sevaptır, biraz tefekkür etmek hepimize iyi gelecektir.

Hâtem-i Velî'in imzası
Laf olanları Söz sanıp aldanma! Delidir konuşur "Veli" sanma!
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#3
"Peygamberimiz zamanında kadınlar ve erkekler aynı yerde namaz kılardı.Aynı anda aynı yerde topluca."
Böyle bir duyum aldım doğru mudur ?Smile
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#4
Kadınların erkeklerle aynı safta veya karışık namaz kılması veya kadının imam olması her yıl bazı Müslüman görünümlü İslam düşmanları tarafından tartışmaya açılır, küçük bir yerde namazdan haberi olmayan insanların bu şekilde namaz kıldığına şahit oluruz. İşte Mehmet Talu Hocamızın konuyla alakalı ezberlenmesi gereken yorumu:

Kadınlar ile erkekler karışık şekilde birlikte saf olup namaz kılması ve hele hele kadınların başı açık namaz kılması dinen kesinlikle uygun değildir, caiz değildir. Fitne ve İslam’ı yozlaştırma girişimidir. Bu, bir ifsad hareketidir. Zihinleri bulandırmaktır. İslâm böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmez…

Yüce Dinimiz İslâm, ilahi bir kanundur. İnsanların dünya ve ahiretini temin etmek maksadıyla Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize bildirilmiş olan vahye dayanmaktadır. İman ve ibadet meseleleri Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bize nasıl öğretmişse, o şekilde yapılır. Dini konularda cahil diyebileceğimiz bir grubun bu uygulamalarının İslâm ile uzaktan yakından alakası yoktur ve batıldır.

Reformcular “bu konuda Kurân’da ayet yoktur, binaenaleyh kadın-erkek karışık olarak namaz kılınabilir” diyorlar. Bizim dinimizin hükümlerinin dört kaynağı vardır: Kitabullah, Peygamberin Sünneti, İcmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha. Kadın-erkek karışık cemaat olamayacağı sahih sünnet ve 15 asırlık bir icma ile sabittir. Dinimizde reform ve değişiklik yapılamaz. İslâm dini, kulların uydurduğu beşerî bir din değildir ki, hükümleriyle oynanabilsin. Bu dinin esaslarını, hükümlerini Allah ve Resulü koymuştur. Allah yanılmaz. Resul, din konusunda kendi kafasından, kendi görüşüyle ve hevasıyla konuşmamıştır. Allah’ın vahyi ile konuşmuş, hareket etmiştir.

İbadetlerin yapılma şartları vardır. Bu şartlar, Kur’an-ı Kerim’de veya Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin mübarek hadis-i şeriflerinde beyan buyrulmuştur. İbadet, ALLAH ve Resûlünün emrettiği şeyi, emrettiği ve bildirdiği, öğrettiği şekilde, yerde ve zamanda yapmaktır.
ALLAH Teâlâ:
‘Resûl size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının, vazgeçin, ALLAH’tan korkunuz. Çünkü hiç şüphe yok ki ALLAH’ın azabı şiddetlidir, çok çetindir.’1 buyurmuştur. Malik b. Huveyrit (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

‘Beni nasıl namaz kılar görüyorsanız, siz de öyle namaz kılınız’2 buyurmuşlardır. Bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif gereğince, namazlarımızı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kıldığı şekilde kılmakla memuruz. Sahabe ve Tabiin de böyle uygulamıştır. Mutlak müçtehidler Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin namaz kılması ile ilgili kaynakları tedkik etmişler ve hükümlerini koymuşlardır. Kıyamet kopuncaya kadar da böyle kılınacaktır.

Kadın-erkek bütün müminler namaz kılmakla mükelleftir, namazlarını kılmak mecburiyetindedirler. Nasıl ki herhangi bir konuda o konunun alimi ve uzmanlarına sorup öğreniyorsak, dini konuları da alimlerimizden sorarak veya onların eserlerinden okuyarak öğreniriz. Asıl olan ibadetleri, tam yapmaktır. Hanımefendiler, prensip olarak beş vakit namazlarını evlerinde kılarlar. Şayet, cemaate katılmak isterlerse, dinimizde öğretildiği şekilde, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz zamanında nasıl uygulandıysa öylece yaparlar, ona riayet ederler.

Namaz, dini bir konudur. Bir ibadetten bahsediyoruz. Bunun nasıl yapılacağını ALLAH Teâlâ ve Resûlü yani din belirler. Birilerinin, ‘Biz yaptık oldu’ demesiyle olmaz. Haramla ibadet yapılamaz. Yani bir taraftan ALLAH, ‘Başınızı örtün’ buyururken diğer taraftan başını açarak ibadet olmaz. Erkek ve kadın bir arada namaz kılamaz.

İslami hükümlere göre, sadece namaz kılarken değil, ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça kadınların erkekler arasına karışmayıp, münasip ayrı bir yerde bulunmaları daha uygun olur. Bu itibarla ister cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş ve Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre:

‘Erkeklerin en hayırlı, yani en çok sevap alacağı saf ilk saf, en az sevap kazanacakları saf son saftır. Kadınların en hayırlı, yani en çok sevap alacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise ilk saftır’3 buyurmuştur. Sünnet olan safların böyle olmasıdır.

Kendilerine ayrılmış yerlerde ibadet etmeleri şartıyla kadınların camilere gelmeleri, namaz kılmaları serbesttir. Ancak saf düzenine, tabiri caizse protokole uymak şarttır.Yani cemaat, farklı şahıslardan ibaret olunca imamın arkasında evvelâ erkekler, sonra erkek çocuklar, daha sonra da kadınlar saf bağlarlar. Bu tertibe erkekler ile erkek çocukların riayetleri sünnettir, erkekler ile kadınların riâyetleri ise farzdır. Kadın-erkek karışık olarak kılınan namaz, sahih olmaz. Böyle bir şey kesinlikle caiz değildir.

Bu sebeple bir kadın veya büluğ çağına yaklaşmış olan bir kız çocuğu bir erkeğin önünde veya tam hizasında rüku ve secdeli aynı namazı cemaatle kılacak olsa, Hanefi fıkıh alimlerine göre erkeğin namazı bozulur. Diğer mezheplerin fıkıh alimlerine göre ise, sünnete aykırı davranmış olur. Buna ‘muhazat-ı nisa = kadınların erkekler ile bir hizada bulunması’ meselesi denir.4 Kısaca bu meseleyi açarsak:

Rüku ve secdeli namazlarda İmama uyan kadınlar, erkeklerin safı önünde bir saf teşkil etseler bütün bu erkeklerin namazları bozulur. Erkeklerin arasında üç kadın bulunsa bunların hem sağ ve hem sol yanlarındaki birer erkeğin, hem de arka taraflarındaki her saftan üç erkeğin namazları bozulur. Aradaki kadınlar iki olursa yanlarındaki birer erkek ile arka taraflarındaki yalnız iki erkeğin namazı bozulur. Daha arkadakilerin namazlarına bir şey olmaz. Aradaki kadın, bir tane olunca sağ ve sol tarafındaki birer erkek ile arka tarafındaki saftan bir erkeğin namazı bozulur, başkalarının namazları bozulmaz. Namazları bozulan erkekler, kadınlar ile diğer erkekler arasında birer engel mesabesinde bulunmuş olacaklarından artık bu bozulma başkalarının namazlarına tesir etmez. Bu durum, rükû ve secdesi bulunmayan cenaze namazında meydana gelirse, erkeklerin namazı fasit olmazsa da, sünnete yani Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin düzenlemesine aykırı hareket edildiği için mekruh olur.

Erkeklerin namazlarını böyle bozan, huzurlarını kaçıran kadınlar ise şüphe yok ki bundan dolayı günahkâr olmuş, Hak Teâlâ’nın azabına müstahak bulunmuş olacaklardır.5

Bu sebeple böyle namazın bozulmasına sebebiyet vermekten kaçınmalı, islâm terbiyesine riayet etmeli, yalnız yaşlı kadınlar, cemaate devam edecek olurlarsa mescitlerde, kendilerine tahsis edilecek yerlerden ileri geçmemelidirler. Yoksa bekledikleri sevap, kazanacakları günahı karşılayamaz.6

Camilerde kadın-erkek karışık olarak namaz kılınmaması: Dinimizin onları hor görmesinden, aşağılamasından değil; fitne-fesat çıkmaması, ibadete cinsel duyguların, süfli arzu ve iştihaların karışmaması içindir. Müslümanları fitneden, ahlâksızlıktan, şehvet azgınlıklarından korumak içindir. İbadetler, camiler ve namaz temiz kalmalıdır.

Bazı kimseler, Hac’da imama uyarak namaz kılıyorsunuz. Gittiğiniz yerde hemen bir yer bulup başlıyorsunuz namaz kılmaya. O zaman yanınızda erkek mi var, kadın mı var ona çok dikkat etmiyorsunuz, diyor.

Kadın-erkek bir arada ve başları açık olarak ibadet etmek (!) isteyen insanlara bunu nasıl anlatsak acaba? Zira dillerinden Hac ibadeti sırasında kadın ve erkeklerin birlikte namaz kılmaları bir türlü düşmüyor.’Orada oluyor da burada niye olmasın’ gibi bir hava içindeler!

Aslında bu Kadın-erkek bir arada namaz kılma meselesine nerede olursa olsun, Hacda da son derece dikkat etmek gerekir. Fakat üç milyon insanın bir arada olduğu yerde kadın ve erkeklere ayrı ayrı ibadet etme imkânı pratikte sağlanamıyor! Bu zaruret yüzünden namaz sırasında kadın-erkek birlikteliği ortaya çıkıyor. Bu şekilde kılınan namaz Hanefi mezhebine göre sahih değilse de, diğer üç mezhebe göre sünnete aykırı olmakla birlikte yine sahihtir. Hacı sayısı azalır azalmaz da kadın ve erkekler ayrı ayrı ibadet etmeye başlıyorlar.

Kadınların kendilerine mahsus halleri vardır. Kadının vücudu özel, nikâh düşen erkeklere namahrem yani bakılması haramdır. Kadın; biyolojik, sosyolojik, psikolojik pek çok nedenden ötürü erkeklerin önünde, arasında namaz kılamaz. Bu o kadar önemli bir husustur ki; bir kadın değil namahrem yani nikah düşen erkeklerin, kendisine mahrem olanların, mesela oğlunun, babasının, erkek kardeşinin veya kocasının önünde hatta yanında bile yan yana, omuz omuza cemaatle namaz kılamazlar. O namazda bulunan erkeğin namazı bozulur.

Cemaatle namaz kıldıkları zaman erkeklerin arkalarında namaz kılmalıdırlar. Bu, diğer dinlerde meselâ Yahudilikte de böyledir. Ortodoks Museviler de sinagoglarda erkekler ayrı, kadınlar ayrı yerde oldukları halde ibadet ederler.

Bu bir tabiat, yaratılış gereğidir. Tabiata aykırı olduğu için, kadınların erkeklerin önünde, arasında namaz kılmasını din sakıncalı görür. Çünkü bu durumda ibadete odaklanma zorlaşır, neticede ibadetin huzuru da kalmaz. Hâlbuki ibadette huzur ve huşu esastır. Bir erkeğin önünde veya yanında kadın namaz kılarken, erkeğin namaza konsantrasyonu olmaz. Kadın, erkeği etkiler. Bu iş tabiat meselesidir. Din, tabiatı çiğnemez, insanın tabiatına göre hareket eder. Aslında kadının ve erkeğin birbirlerinden ayrı mekânlarda, ayrı saflarda namaz kılmaları özgürlüktür, esenliktir, bağımsızlıktır.

dipnot

(1) Haşr Suresi: 7
(2) Buhari: Ezan:18, No:605,1/226, Darakutni; Salat; No;10; 1/346, İbn-i Hibban; Salat; No;2131; 5/503, İbn-i Hüzeyme; Salat;48; Zh;397; 1/206
(3) Müslim; Salat: 132; Ebû Davud; Salat: 98, Tirmizi; Salat: 166, Nesaî; İmamet: 32, İbn-i Mace; İkame: 52, A.b. Hanbel; No: 10611; 3/3, İbn-i Hibban; Birr ve’l-İhsan: 3; No: 402; 2/127
(4) ez-Zuhayli, a.g.e. 2/241
(5) Bu muhazat-ı nisa meselesine nerede olursa olsun mutlaka son derece dikkat etmek gerekir. Maalesef Ka’be’de kadınlar-erkekler bu hususa hiç dikkat etmiyorlar. Bu mesele kendilerine hatırlatıldığında “Burası Beytullah” diyorlar. Böyle şey olamaz, çok yanlıştır.
(6) Ömer Nasûhi Bilmen, a.g.e. 3. kitap, Namaz, madde: 187

Ehl-i sünnet'in imzası
attachment.php?aid=8
z584GY.gif
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#5
Konu güzel bir hal almış, emeği geçenlerden Allah razı olsun Smile

Hâtem-i Velî'in imzası
Laf olanları Söz sanıp aldanma! Delidir konuşur "Veli" sanma!
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi