avatar
Kayıtlı Kullanıcılar
Kayıt Dışı Kullanıcılar
Kayıt ol


Hoşgeldiniz!
Forumun tüm özelliklerinden faydalanabilmeniz için sadece 30 saniyenizi ayırarak ücretsiz üye olabilir ve sitemizin tüm özelliklerinden sınırsız yararlanabilirsiniz.
Hemen Üye Olmak İçin Tıklayın.

kapat
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ehli sünnet vel cemaat nedir?
#1
Exclamation 
Selamün Aleyküm

Kardeşlerim Ehli sünnetin ne olduğunu kaynakları ile beraber yazıyorum konuyuda sabitliyorum sıkılmadan okuyun inşaallah

 
Allah Teâlâ ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:
 
Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!’ 1
 
Allah Teâlâ bir başka ayet-i celile de ise:
 
‘’Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.’’ 2
 
Görüldüğü gibi Yüce Allah "kendi yolunu: sırat ve sebil" tekil olarak zikrederken, ona muhalif olan "yolları: es-subul" çoğul olarak zikretmiştir.
 
İbn Mes’ud (r.a.) dedi ki: 
 
Rasûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) önümüze bir çizgi çizdi ve: "Bu, Allah’ın yoludur." dedi. 
 
Sonra o çizginin sağında ve solunda bir takım çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: 
 
"Bunlar da değişik bir takım yollardır. Bu yolların her birisinin başında ona davet eden bir şeytan vardır." 
 
Daha sonra Yüce Allah’ın: ‘’Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.’’ buyruğunu okudu.  3
 
İşte buradan şunu anlıyoruz: Kulun Rabbinden dosdoğru yola iletilmeyi istemesi her türlü zorunlu ihtiyacın da üstündedir. Bundan dolayı Yüce Allah namazda her bir rek’atte Fatiha’yı okumayı teşri’ buyurmuştur. Bu Fatiha’nın okunması, bu husustaki ilim adamlarının farklı görüşlerine göre ya farz ya da vacib’tir. Buna sebep kulun bu çok değerli, en üstün ve en şerefli ihtiyacı kapsayan böyle bir duaya muhtaç oluşudur. Yüce Allah bize: "Bizi dosdoğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğramışlarınkine de, sapıklarınkine de değil" 4 diye dua etmeyi emretmiştir. 5 
Allah Rasülü (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: 
 
“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem’de olacak” 
 
Oradakiler, hayretle: “O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasülallah” diye sordular, 
 
Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Benim ve Ashabımın yolunda olanlar”  6 buyurdu. 
 
Bu kurtulan fırkaya “Fırka-i Naciye” denir. Bu fırkanın bir diğer ismi “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” fırkasıdır. Rasulullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) inanç, ibadet, ahlak ve yaşantı olarak kurtuluşun cemaate tabi olmakta ve İslam’ı cemaat halinde yaşamakta bulunduğunu belirtmiştir. 7
 
Ehl-i sünnet inancı, Yüce Allah’a kulluğun ve dostluğun temel şartıdır. Kurtuluş ondadır. Cennetin anahtarı bu imandır. Ehl-i sünnet demek, Kur’an ve sünnetin öğrettiği şekilde inanan ve yaşayan grup demektir. Bütün mesele, bu grubun içinde olmak ve kalmaktır. Çünkü ebedî kurtuluşa vesile olacak iman ve Allah Teâlâ’yı tanımak ancak böyle mümkün olmaktadır. 
 
Ebü'l-Hasan Salah isimli bir zat gece rüyasında Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizi gördü. 
 Dört halifesi sağ tarafında, Ahmed-i Câmî (k.s) hazretleri sol tarafında oturuyordu. 
 Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz Eshâb-ı kirâm ile konuşuyordu. Konuşmaları bitince, Ebü'l-Hasan selâm verip huzura yaklaşarak; "Yâ Resûlallah! Bugün kendisine uyulacak zat kimdir? Kime uymak lazımdır." diye sordu. 
 
Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, Ahmed-i Nâmıkî Câmî'yi işâret ederek; "Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat." buyurdular. Ehl-i sünnet vel-cemâat ile Ahmed Nâmıkî'yi kastetmişlerdi. 8
 
Evet, Kur’an ve Sünnete uyan bir kâmil mürşidi bulan, ona samimiyet ve sadakatle tabi olan bir kimse ehl-i sünnet vel cemâat yolunu bulmuş demektir.  
 
İmanın hakikati akla ve nefse değil, vahye ve sünnete uymakla anlaşılır. Sünnete uymak için Ashab-ı Kiram’ı tanımak ve takip etmek gerekir. Çünkü bizimle sünnet arasında onlar köprü vazifesi görmektedir. 
 
Selefiyye, Maturidiyye ve Eş’ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir. 
 
Bunlardan başka birçok itikadı görüş ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunların başında Hariciyye, Şia, Mutezile, Mürcie, Cebriyye ve Müşebbihe grupları gelir. Bunların da birçok kolları mevcuttur. Bu gruplar Ehl-i Sünneti temsil etmemektedir. Birçok yönden hataları ve hak çizginin dışında görüşleri vardır. Bunun için onlara bidat ehli denir, fakat kâfirdir denmez. 
 
Fudayl bin Iyâd (r.ah) hazretleri şöyle buyurmuştur: 
 
"Ehl-i sünnet bir kimseyi görünce, sanki Eshâb-ı kiramdan birini görmüş gibi olurum. Bid'at ehli birini gördüğüm zaman da, münafıklardan birini görmüş gibi olurum." 
 
Hasan bin Ali Berbehârî hazretleri ise bid’atların nasıl yayıldığına şöyle dikkat çekmiştir: 
 
"Ortaya çıkarılan her bid'at, önce az bir şeyle başlatılır. Sanki hakka, doğruya benzer, buna dalan aldanır. Artık ondan kurtulamaz, iş büyür. Böylece bozuk bir yola girmiş olur. Bu iş dinden çıkmasına kadar uzanabilir. Zamanın insanlarının söylediklerine iyi bak. Acele etme. Âlimlerden işitmediğin ve onların nakletmediği bir işe dalma."
 
El-İrbad b. Sâriye’den şöyle dediği sabit olmuştur:
 
Rasûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) bize son derece etkili bir öğüt verdi. Bundan dolayı gözler yaşardı, kalpler ondan ötürü titredi. 
 
Birisi: ‘’Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt sanki veda eden birisinin öğüdüne benziyor. Sen bize neyi emredersin?’’ dedi. 
 
Şöyle buyurdu: "Ben size dinleyip, itaat etmeyi emrediyorum. Gerçek şu ki aranızdan benden sonra yaşayacak olanlar çok ihtilaflar göreceklerdir. Sizler benim sünnetimden ve benden sonra gelecek olan hidayete iletilmiş, raşid halifelerin sünnetinden ayrılmayın. Ona sımsıkı yapışın, onu azı dişlerinizle kavrayın. Sonradan çıkan uydurma işlerden sakının; çünkü her bir bid’at dalâlettir." 9
 
Günümüzde modern isimler altında insanlara mutluluk vadeden birçok bozuk fikir, felsefe, akım ve gruplar vardır. Bunlar, şeytanın güzel gösterdiği, nefsin hoş bulduğu yanlış yollardır. Başında Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) bulunmadığı hiçbir yol, Yüce Allah’a gitmez, cennete götürmez, ebedi mutluluk vermez.
 
Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s) hazretleri Ehl-i sünnet îtikâdı üzere bulunmayı medhederek şöyle buyurmuştur: 
 
"Bütün halleri ve buluşları bize verseler, fakat Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harâb, istikbâlimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi Ehl-i sünnet îtikâdı ile süsleseler, hiç üzülmem."
 
S. Abdulhakim Hüseynî (k.s) hazretleri ise şöyle buyurmuştur:  
 
“İşin esası, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat itikadını öğrenip, ona göre imanı düzeltmek ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. İmanı Ehl-i Sünnet itikadına göre düzeltmeden tasavvuf yolunda ilerlemek mümkün değildir.‘’
 
Mevlânâ (k.s) hazretleri her halleriyle insanları doğru yola teşvik eder, vaaz ve nasihatleriyle hasta kalplere şifa olan sözler söylerdi. 
              
Bir gün talebelerine; "Ey bizi sevenler! Sevgili Peygamberimizin gittiği Ehl-i sünnet yolundan yürüyüp, bu yolu ihya etmelidir. Allah Teâlâ’nın sevdiği ameller, ibadetler ile helâl yollardan çoluk-çocuğunun ihtiyaçlarını kazanarak, razı olunan kullar zümresine dâhil olmalıdır. Hep helâli istemeli, helâlinden yiyip, helâlinden içmeli ve helâlinden giymelidir. Söylediklerimiz, dinlediklerimiz, düşündüklerimiz hep helâl olmalı. Her hareketimizi Peygamber s.a.v. Efendimizin hâl ve hareketlerine uydurmalıyız. Herkes, bir sanata sahip olmalı ve din ilimlerini iyi öğrenmelidir. Talebelerimden bunu husûsen istiyorum. 
  
Bizim yolumuzda olanlara, kıyamet günü yardımcı olur, yüzlerinin ak olmasına çalışırız. Ancak, edebe riayet etmeyenler ve Ehl-i sünnet yoluna muhalefet edenler, kıyamet günü bizi göremeyeceklerdir" buyurdu. [10]
 
Ehl-i Sünnet inancın temel anlayışını ve genel özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür:
 
Dinin kaynağı vahiydir. Vahyin kaynağı âlemlerin rabbi Allah Teâlâ’dır. Aklın görevi ortaya yeni bir din koymak değil, Allah’tan gelen vahyi ve onu tebliğ eden peygamberi doğru anlamaktır.
 
Ehl-i Sünnet, Kur’an ve sünnete dayanmayan hiçbir inanç ve ibadeti kabul etmez. Kur’an ve sünnetten tasdik almayan bütün inanç, fikir ve felsefeler batıldır.
 
Kur’an-ı Hâkim Allah Teâlâ’nın kelamı olup ilahi koruma altındadır. Onu açıklayan ve uygulayan sünnet de bu korumanın içindedir. Din işlerinde Hz. Peygamber’e (sallallâhü aleyhi ve sellem) tabi olmak farzdır. 
 
Kur’an ve aklım bana yeter, peygamberin görevi sadece Allah’ın ayetlerini tebliğ etmektir, vefatıyla vazifesi bitmiştir, bundan sonrası bize aittir, onun sünnetine tabi olmak gibi bir görevimiz yoktur demek küfürdür. Çünkü bu anlayış bizzat Kur’an ayetlerine aykırıdır. 
 
Kur’an ve sünneti anlamak için elbette aklı kullanmak gerekir. Bazen ayet ve hadisleri yorumlamak icap eder. Buna tevil etmek denir. Usul ve edebine göre; ehlince tevil etmek, yeni yorum yapmak günah değildir; ihtiyaç anında gereklidir. Bütün mezhepler işte bu yorum farkından ibarettir.
 
Ashab-ı Kiram (r.anhüm) din işlerinde bizim için bir delil ve kaynaktır. Onların din ile ilgili söz ve uygulamaları bizi bağlar. Ancak Ashabın aynı konudaki farklı görüşleri arasında tercih yapılabilir. 
 
Dinî konularda bütün sahabe yalandan uzak, doğru sözlü, adaletli, iffetli, dini bütün şerefli kimselerdir. Hepsini sever, hürmet ve saygı ile anarız. Aralarında derece ve fazilet farkı bulunduğunu kabul ederiz. 
 
Ashabı sevmek Allah ve Rasulü’nü sevmektir. Allah Teâlâ’nın insanlar içinden seçip Peygamberinin (sallallâhü aleyhi ve sellem) yardımcısı ve arkadaşları yaptığı, onlar vasıtasıyla dinini yaydığı kimseleri sevmekten hangi mümin rahatsız olur?  Hiç şüphesiz onları sevmek imanın bir parçasıdır. “Akidetü’t-Tahâvi” adlı meşhur akaid kitabında Ehl-i Sünnet’in Ashab sevgisi şöyle zikredilir:
 
“Biz, Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi ve sellem) Ashabını severiz, ancak sevgide aşırılığa gitmeyiz. Ashab-ı Kiram’ın hiç birini ayırt etmeyiz. Onlara buğz edene buğz ederiz ve o kimseyi hayırla anmayız. Ashabın hepsini hayırla anarız. Ashabı sevmek din, iman ve ihsandır; onlara kin ve nefret ise küfür, nifak ve azgınlıktır.”
 
Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi ve sellem) şu uyarısını hafife almak mümkün mü? “Ashabımı seven, beni sevdiği için sevmiştir. Onlara buğzeden ise beni sevmediği için onlara buğzetmektedir. Onlara eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden Allah’ı gazaba getirmiş olur. Allah’ı gazaba getiren kimsenin ise helak olması yakındır.” 11
 
Şibli (k.s) hazretleri ise ‘’Ashab-ı Kiram’a hürmet etmeyen kimse, Hz. Muhammed’e (sallallâhü aleyhi ve sellem) iman etmiş olamaz.‘’ buyurmuştur. 
 
Bir atasözünde ise ‘’Dalına düşman olan, köküne düşman olur.‘’ diye ifade edilmesi bu cihettendir.
 
Büyük âlim Abdullah b. Mübarek (r.a) der ki: “Şu iki haslet kimde bulunursa, o kimse kurtulur: Sözü ve özüyle doğruluk ve Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi ve sellem) Ashabını sevmek.”  12 Allah Teâlâ, bütün sahabelerden razı olduğunu ve onları sevdiğini bildirmiştir. Nitekim "Allah onların hepsinden razıdır. Onlar da Allah 'tan razıdırlar"  13 buyrulmuştur. Allah'ın bunlardan razı olması değişmez. Sahabeden herhangi birini kusurlu bilmek ve kötülemek, bu âyete inanmamak demektir.
 
Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem), sahabeden hiçbirinin kâfir olmayacağını, hepsinin cennete gireceklerini haber vermiş ve herhangi birine dil uzatmamızı yasaklamıştır 14 Sahabeden hiçbiri mürted ve münafık olmaz. Münafıklar, sahabeden değildir. Münafıklardan birkaçının, inanmadıklarını sonradan açıklamaları, sahabenin sonradan mürted olması demek değildir. Bilindiği gibi sahabe arasında münafıklar vardı. Bunlar İslâm'ın ilk zamanlarında belli değildi. Fakat Hz. Peygamberin (sallallâhü aleyhi ve sellem) son senelerinde, münafıklar müminlerden ayrıldı. Resülullah'ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) vefatından kısa bir zaman sonra, bu münafıklardan kimse hayatta kalmadı. Nitekim Hak Teâlâ, 
 
“Allah, müminleri şu bulunduğunuz durumda bırakacak değildi; sonunda murdarı (münafıkları) temiz olandan (müminlerden) ayıracaktır" 15  buyurmaktadır.
 
Sahabeyi, Resülullah'ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) arkadaşları oldukları için sevmeliyiz. Çünkü sahabenin nail oldukları şeref pek yüksektir. Bu şerefe başkaları kavuşamaz. Resülullah'ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) mübarek nazarı onlara işlemiş ve hepsine manevi imdat ile yardım etmiştir. Onlar ki,
 
"Beni gören veya beni göreni gören bir Müslüman’a ateş değmeyecektir" 16 denilen kimselerdir.
 
Ey kerim Rabbimiz! Bizleri hidayetine ulaştırdıktan sonra, kalplerimizi yolundan kaydırma. Bizi sonsuz rahmetinle destekle, iman ve edebimizi muhafaza et, günahlarımızı affeyle. Bizleri sadatın himmet ve bereketiyle Ehl-i sünnet yolunda daim ve kaim eyle. Âmin.

Yazımın tamamı ek de salt okunur indirebilirsiniz 




[1] Nisa, 4/115

[2] En’âm, 6/153

[3] Müsned, 1, 435, 465.

[4] Fatiha, 1/6-7

[5] El-Akidetü’t-Tahavviye Şerhi

[6] Tirmizi, İman; 18

[7] Ebu Davud, Sünnet, 1; İbnu Mace, Fiten, 17.Ahmed, Müsned, III, 145

[8] Evliyalar Ansiklopedisi

[9] Tirmizî 2676; Ebû Dâvûd 4603; İbn Mâce 42; Müsned, IV, 126, 127; El-Akidetü’t-Tahavviye Şerhi

[10] Evliyalar Ansiklopedisi

[11] Tirmizî, Ahmed, İbnu Hıbban

[12] Kadı İyaz

[13] Beyyine 98/8

[14] Tirmizî, Menâkıb, 58.

[15] Âl-i imran 3/179

[16] Tirmizî, Menâkıb, 56 (nr. 3858).

 


Ek Dosyalar
.doc   ehli sünnet.doc (Dosya Boyutu: 106 KB / İndirme Sayısı: 28)

Ehl-i sünnet'in imzası
attachment.php?aid=8
z584GY.gif
Ara
Paylaş
Teşekkür Edenler:


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi