avatar
Kayıtlı Kullanıcılar
Kayıt Dışı Kullanıcılar
Kayıt ol


Hoşgeldiniz!
Forumun tüm özelliklerinden faydalanabilmeniz için sadece 30 saniyenizi ayırarak ücretsiz üye olabilir ve sitemizin tüm özelliklerinden sınırsız yararlanabilirsiniz.
Hemen Üye Olmak İçin Tıklayın.

kapat
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bir Kısım Dinî Deyimler
#1
İbadet: Lûgatta kullukta bulunmak demektir. Şeriat teriminde "İyi niyete bağlı olarak yapılmasında sevab bulunan her iştir." Yüce Allah'a saygı ve itaat için yapılır. Namaz Kılmak, oruç tutmak gibi...

Tâat: Emri benimseyip yerine getirmek demektir. Buna itaat de denir. Şeriatta itaat ise, yapılmasından dolayı sevab kazanılan herhangi bir iştir; gerek niyet bulunsun, gerek bulunmasın. Kur'an-ı Kerim'i okumak gibi...

Kurbet: Yakınlık demektir. Şeriatta ise, Yüce Allah'a manevî olarak yakınlığa sebeb olan herhangi güzel bir iştir. Sadakalar ve nafile kılınan namazlar gibi...

Niyet: Kasıd manasındadır ki, kalbin bir şeyi yapmaya yönelmesi demektir. Şeriatta ise, yapılan bir görevle Yüce Allah'a ibadette bulunmayı ve O'na manevî bakımdan yaklaşmayı kasdetmektedir.
           Bir işin ibadet olabilmesi için böyle bir niyete ihtiyaç vardır. Örnek: Biz namazlarımızı, yalnız Yüce Allah'ın emrine uymak için, O'nun rızasını kazanmak için kılarız. İşte bu, namaz hakkında bir niyettir. Yoksa başkalarına göstermek veya vücud sağlığı için namaz şeklinde yapılacak olan hareketler, Allah rızasını taşımadığı için, ibadet sayılmazlar. Allah rızası niyetine bağlı bulunan temizlik gibi bir abdest de, bir ibadettir.

Teklif: Bir kimseye zorluk veren bir şeyi emretmek ve ona yüklemek demektir. Şeriatta ise: İslam dininin ehliyet ve yetkiye sahib olan insanlara birtakım şeyler yapmalarını ve birtakım şeyleri yapmamalarını emredip yüklemesidir. Bunlarla din yönünden görevlenmiş olan bir insana da Mükellef (Yükümlü) denir. Çoğulu "Mükellefin" dir.
           İnsanlar yetki ve kudretleri nisbetinde mükellef (yükümlü) olurlar. Aklı bulunan ve büluğ çağına ermiş olan kimsenin ehliyeti tam olacağından yükümlülüğü de öylece tam olur.

Akıl: Ruhun bir kuvvetidir ki, insan onunla bilgi sahibi olur. İyi ile kötüyü ayırır ve eşyanın gerçek hallerini onunla anlar. Diğer bir tarife göre akıl ruhsal bir nurdur ki, insana gideceği yolu aydınlatır, insana hak ve gerçeği bildirir. Bu ruhsal kuvvete sahib olana akıllı kimse denir. Bundan yoksun olana da Mecnun (deli) denir.

Büluğ: Belli bir çağa yetişmek ve belli birtakım vasıflara sahib olmak demektir. Belli bir yaşta bulunan ve belli vasıflara sahib olan kimseye "bâliğ veya bâliğa" denir. Şöyle ki: Uykuda gördüğü bir rüyadan dolayı üzerine gusletmek gereken (ihtilâm olan) bir erkek bâliğdir. Evlendiği takdirde çoçuk yapabilecek genç bir erkek de bâliğdir.
             Bâliğ veya bâliğa olma yaşının başlangıcı, erkek çocuklar için tam 12, kız çocuklar için de tam 9 yaşıtır. Bu yaşların sonu da her ikisinde tam 15 yaştır. Böyle 15 yaşını bitirmiş olduğu halde, kendisine ihtilâm ve gebelik gibi büluğ eseri belirmeyen kise, hükmen bâliğ sayılır.

Hüküm: Karar, bir şeyin sonucu olma, bir sonucu gerektirme, etki, emretme manalarında kullanılır. Din deyiminde ise, bir şeyin üzerine düşen eser demektir. Yükümlülerin (mükelleflerin) işleri ile ilgili olan dine ait hükümlerden her birine "Şer'i hüküm, çoğuluna da Ahkâm-ı Şer'iye (Şer'i hükümler) denir.
       Örnek: Zekat farzdır, hırsızlık haramdır, denilmesi birer Şer'i hükümdür.

Ef'al-i Mükellefîn (Yükümlülerin İşleri): Mükellef insanların yaptıkları işlerdir ki, farz, vacib, sünnet, müstahab, helâl, muhab, mekruh, haram, sahih, fasid, batıl gibi kısımlara ayrılır.

Farz: Yapılması din yönünden kesin şekilde gerekli olan herhangi bir görevdir. Farz, kat'i ve zannî diye ikiye ayrıldığı gibi, farz-ı ayın ve farz-ı kifaye olarak da kısımlara ayrılır.

Farz-ı Kat'i (Kesin Farz): Kesin olarak şer'i bir delil ya Kur'anın açık bir ayeti yahut peygamberimizin sağlam bir hadisi ile yapılması emredilen ve istenen görevdir. Namaz ve Zekât gibi...

Farz-ı Zannî: Müctehidlerce kesin sayılan delile yakın bir derecede kuvvetli görülen ve böylece zannî bir delil ile sabit olan görevdir. Amel bakımından kesin farz kuvvetinde bulunur. Buna Farz-ı Amelî (amel bakımından farz) da denir. Aynı zamanda böyle bir farza, delilinin zannî olmasıdan dolayı "Vacib" adı da verilir. Buna göre farz-ı amelî, farz kısımlarının zayıfı, vacib kısımlarının da kuvvetlisi bulunmuş olur. Nitekim abdest almakta başa mutlak olarak meshetmek kesin bir farzdır. Fakat başın dörtte biri kadarını meshetmek ise, amelî bir farzdır.

Farz-ı Ayn: Yükümlü (Mükellef) olan herkesin yapmak zorunda olduğu farzdır. Beş vakitte kılınan namazlar gibi...

Farz-ı Kifaye: Yükümlülerden bazılarının yapmaları ile diğerlerinden düşen ibadetlerdir. Cenaze namazı gibi...
           Farzların yapılmasında büyük sevap vardır. Özürsüz olarak yapılmamaları da, Allah'ın azabını gerektirir. Kifaye olan farzı, müslümanların bir kısmı yapmadığı takdirde, bundan haberi olan ve bunu yapmaya gücü yeten bütün müslümanlar Allah katında sorumlu olup günah işlemiş bulunurlar.
Kesin olan farzı inkâr etmek küfür olur. Amelî olan farzı inkâr bid'attır. günahı gerektirir. Bütün bunlar farzların hükmüdür. Farzların çoğulu feraiz'dir.

Vacib: Dinimizde yapılması kesinlik derecesinde bir delil ile sabit olmayan ve yine kuvvetli bir delil ile sabit görülen şeydir. Vitir ve Bayram namazları gibi...
          Vaciblerin yapılmasında sevab vardır.Terk edilmeleri de azabı gerektirir. Vacibin inkâr edilmesi bid'attır ve günahtır. Bunlar, vaciblerin hükmüdür. "Vecibe" sözü, bazan farz yerinde bazan da vacib yerinde kullanılır. Çoğulu Vecaib'dir.

Sünnet: Resulü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin farz olmayarak yaptığı işlerdir. Müekked Sünnet ve Gayr-i Müekked Sünnet kısımlarına ayrılır. Sünnetin çoğulu "Sünen" dir.

Sünnet-i Müekkede (Müekked, Kuvvetli Sünnet): Peygamber Efendimizin devam edip de pek az yapmadıkları ibadetlerdir. Sabah, Öğle ve Akşam namazlarının sünnetleri gibi...
         İslam dininde önemle benimsenen ezan, ikamet ve cemaate devam gibi sünnetlere "Sünen-i Hüda" denir. Bunlar da birer müekked sünnettir.

Gayr-i Müekked Sünnet: Peygamber Efendimizin ibadet maksadı ile bazan yapmış oldukları şeylerdir. Yatsı ve İkindi namazlarının ilk sünnetleri gibi...
            Peygamber Efendimizin yiyip içmeleri, giyinip  kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi, kendi öz hallerine ait işlere de, "Sünen-i Zevaid" adı verilmiştir. Bunlar da birer gayr-i müekked sünnet demektir.
           Müekked sünnetlerle "Sünnet-i Hüda" adı verilen sünnetlerin yapılmasında  sevap vardır. Kasden terk edilmelerinde azab yoksa da, ayıplama vardır.
Gayr-i müekked ile "Zevaid" sünnetlerin yapılması da çok güzeldir. Sevgili peygamberimize uymanın bir nişanı olduğundan, bunları yapmak sevaba ve Peygamberimizin şefaatına kavuşmaya bir yoldur. Bunların yapılmaması azarlanmayı gerektirmez. İşte bunlar sünnetlerin hükümleridir.
            Ashab-ı Kiram'ın hal ve tutumlarına, onların izledikleri zühd ve takva yollarına da, biz Hanefilerce sünnet denir.

Müstahab: Lûgat manası, sevilmiş şey demektir. Din deyiminde, Peygamber Efendimizin bazan yaptıkları ve bazan daterk ettikleri ibadettir. Kuşluk Namazı gibi. Bu bir nevi müekked olmayan sünnettir.
           Peygamber Efendimiz, müstahab denilen bazı şeyleri sevmiş ve benimsemiştir. İlk devrin değerli mü'minleri de bunları seve seve yapmışlar ve bunların yapılmasını din kardeşlerine öğütlemişlerdir.
           Müstahab olan şeylere, "mendub, fazilet, nafile, tatavvu', edeb" adı da verilir. Şöyle ki: Müstahab olan şeye, sevabı çok olup yapılması istendiğinden ötürü mendub ve fazilet denilir. Farz ve vacib üzerine ilâve olarak yapıldığı  için de ona "Nafile" denilir. Kesin bir emre dayanmaksızın sadece bir sevab isteği ile yapıldığı için ona "Tatavvu' " adı verilir. Güzel ve övgüye değer bir iş olduğu için ona "Edeb" denmiştir. Bunun çoğulu Adâb'dır.
           Müstahab olan şeyin yapılmasında sevab vardır. Terk edilmesinde azarlama ve ayıplama olmadığı gibi, tenzih yolu ile de kerahet yoktur. Bunlar da Müstahabların hükümleridir.
           Şafîî ve Hanbeli mezheblerinin fıkıh alimlerine göre sünnetler, müstahablar ve mendublar birdir. Herhangi bir sünnete müstahab yahut mendub da denir.

Helâl: Dinde caiz görülen herhangi bir şeydir. Yapılmasından ve kullanılmasından dolayı ayıplama gerekmez. Helâlin her çeşit lekeden arınmış olan saf ve tertemiz kısmına "Tîb ve Tayyib" denir. 

Muhab: Yapılması ve Yapılmaması dinde caiz görülen şeydir. Ne yapılmasında, ne de yapılmamasında günah vardır. Helal olan bir yemeği yahut meyveyi yiyip yememek gibi...

Mekruh: Lûgatta sevilmeyen ve hoş görülmeyen şey demektir. Din deyiminde, Yasaklığı sabit olmakla beraber, ona aykırı olarak da bir delil veya işaret görülen şeydir. Yapılması doğru olmayıp yapılmaması iyi olan bir iştir.

Kerahet: Bir şeyi fena görmek, ona razı olmamak demektir. Kerahet 2 kısma ayrılır: Kerahat-i Tahrimiyye ki, harama yakın olan mekruhtur. Kerahat-i Tenzihiyye ki, helâla yakın olan kerahettir. Bu tarif İmam-ı Azam ve İmam Ebu Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre, tahrimen mekruh bir birşey, haramdan sayılır. Haram gibi ahiret azabını gerektirir. Tenzihen mekruh olan bir şey ise, ittifakla helâla yakındır. Böyle bir kerahatin  yapılması azabı gerektirmez. Ancak yapılmaması sevab kazandırır.
           Fıkıh kitablarında bir kayda bağlanmaksızın mutlak olarak "Kerahet" sözü anılınca, bundan genellikle tahrimen kerahet kasedilir.

Haram: Bir şeyin yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesinin islâm dininde kesin bir delill ile yasaklanmış olmasıdır. Bu da "Haram liaynihi ve Haram ligayrihi" kısımlarına ayrılır.

Liaynihi Haram: Aslı itibariyle herkes için haram olan şeydir. Şarab, akan kan ve lâşe gibi...

Ligayrihi Haram: Aslında helâl olup başkasının hakkından dolayı haram olan şeydir. Şeriat çerçevesinde sahibinin izni olmadıkça o şeyden başkaları faydalanamaz. Başkasına ait kıymetli bir malı veya yemeği izinsiz almak gibi...
             Haram olan şeylere "Muharremat" denir. Haramın yapılmamasından sevab kazanılır. Yapılması ise azabı gerektirir. Haram olduğu ittifakla kesin şekilde sabit olan bir şeyi helâl saymak, insanı imandan çıkarır.

Sahih: Rükün ve şartlarını toplayan herhangi bir ibadet veya işlemdir. Farz ve vaciblerini gözeterek kılınan bir namazın sahih olması gibi...

Caiz: Dince yapılması yasak sayılmayan şey demektir. Bazan sahih yerinde, bazan da mübah yerinde kullanılır. Bazı işlemler dünya ahkâmı bakımından sahih olduğu halde, ahiret bakımından caiz olmaz. Cuma namazını kılmakla yükümlü olan bir kimsenin cuma ezanı okunurken yaptığı alışveriş muamelesi gibi. Böyle bir muamele sahihtir ve geçerlidir. Fakat manevi sorumluluğu gerektirdiği için caiz değildir.

Fasid: Kendi başına sahih ve meşru iken, gayr-i meşru bir şeye yakınlığı sebebi ile meşru olmaktan çıkan şeydir. İbadet konusunda fasid ile batıl aynı hükümdedir. Meşru olan bir işi bozan, hükümsüz kılan şeye de "Müfsid" denir. Kasden yapılması azaba sebeb ise de, yanılarak yapılması azabı gerektirmez.
Namaz içinde gülmek gibi. Gülmek, Aslında sahih olan namazı bozar.

Batıl: Rükünlerini veya şartlarını büsbütün veya kısmen kendisinde toplamayan herhangi bir ibadet ve muameledir. Bir özür bulunmaksızın abdestsiz kılınan namaz gibi.

Taharet: Lûgat manası temizlik ve nezafet demektir. Din deyiminde taharet, pislik ve necasetten arınmış olmak veya hades (abdsetsizlik) denilen şer'i bir engelin kalkması halidir. Temiz olan şeye tahir, temizleyici şeye de "Tahûr veya Mutahhir" denir. Temizleme işine de "Tathir" denir.
          Taharetler, Kübra (Büyük) ve Suğra (Küçük) diye ikiye ayrılır.

Taharet-i Suğra (Küçük Temizlik): Abdestsizlik denilen hali gidermek için yapılan temizliktir. Abdest almak gibi.

Taharet-i Kübra (Büyük Temizlik): Cünüblük ile hayız ve nifas denilen hallerden çıkmak için yapılan yıkanmadır ki, ağıza ve burna su vermek şartı ile bütün vücud yıkanır. Buna "Gusül, İğtisal, Boy Abdesti" de denilir.

Hades: Bazı ibadetlerin yapılmasına şer'an engel olan ve hükmen necaset sayılan bir haldir. Hades-i Asgar (Küçük Hades) ve Hades-i Ekber (Büyük Hades) kısımlarına ayrılır.

Hades-i Asgar (Küçük Hades): Yalnız abdest (taharet-i suğra) ile giderilen haldir. İdrar yapmak, vücudun herhangi bir yerinden kan çıkmak sebebiyle gelen abdestsizlik hali gibi...

Hades-i Ekber (Büyük Hades): Ağız ve burun dahil bütün vücudun yıkanması (Büyük Temizlik) ile giderilen taharetsizlik halidir. Bu hal da cünüblükten, hayız ve nifas denilen hallerden meydana gelir.
 
Habes: Maddeten temiz ve pak olmayan herhangi bir şeydir. Buna "Necis, Gerçek Necaset, Pislik" de denir. Şöyle ki: Aslen ve geçici olarak temiz bulunmayan bir şeye necis ve necaset denir. Bunun çoğulu "Encas" dır. Örnek: İdrar aslen necis olduğu gibi, bulaştığı bir elbise de necis, pis ve murdardır.
         Aslen murdar olan şeye "Neces" denir. Hakîkî necasetler, namazda bağışlanan miktarına göre, "Necaset-i Hafife" ve "Necaset-i Galiza, Mugalleze" kısımlarına ayrıldığı gibi, akıcı olup olmamaları bakımından da "mayi" ve "camid" kısımlarına ve görülüp görülmemeleri bakımından da "Necaset-i Mer'iyye" ve Necaset-i Gayr-i Mer'iyye" kısımlarına ayrılır.

Necaset-i Hafife: Pis olduğu konusunda şer'i delil olmakla beraber aksine bir görüş de bulunan şeydir. Bu tür necasetler bir delile göre murdar görülmekte ise de, diğer bir delile göre murdar sayılmazlar. Eti yenen hayvanların idrarları gibi...

Necaset-i Galize: Pisliği hakkında şer'i bir delil olup aksine başka bir delil bulunmayan şeydir. İnsan ve Hayvan tersleri gibi...

Necaset-i Mer'iyye: Yoğunluğu olan veya kuruduktan sonra görülebilen herhangi pis bir maddedir. Akan Kan gibi...

Necaset-i Gayr-i Mer'iyye: Donup kalmayan veya bulaştığı yerde kuruduktan sonra görülmeyen herhangi pis bir maddedir. İdrar gibi.

Kaynak: Büyük İslam İlmihahi, Ömer Nasuhi Bilmen
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#2
Alah c.c razı olsun kardeşim çok faydalı bir konu hayırlı olsun

Ehl-i sünnet'in imzası
attachment.php?aid=8
z584GY.gif
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#3
Amin ecmain faydalı olabildiysem ne mutlu bana Allah c.c razı olsun.
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:
#4
Konunuzu öne çıkardım faydalı çünkü

Ehl-i sünnet'in imzası
attachment.php?aid=8
z584GY.gif
Ara
Paylaş Cevapla
Teşekkür Edenler:


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi